9 Ocak 2017 Pazartesi

İtalya Gezim (Milano-Venedik-Torino)



Tabi ki yazının başına hayatım boyunca en guzel çıktığım fotoğrafımı koyacağım. Shop üstüne shop yaptım bu foroğrafa. Blogumun anasayfasına da mı koysam napsam asdf. 

Baştan uyarayım bayağı uzun bir yazı olacak. O yüzden yer yer size yazıyı okurken dinlemeniz için şarkılar bırakiciim. 


Bununla başlayalım. 


Not: Bu kesinlikle bir gezi/öneri yazısı değildir. Özetle içeriği " ben naptım, neler yedim, başımdan neler geçti ve kendi çektiğim fotoğraflar."


Seyahate çıkan her insan gibi ilk iş olarak uçaktan bulutların fotoğrafını çekip snapchatte paylaştım.


Bu arada İtalya'ya neden gittim onu da açıklayayım. Benim teee ilkokuldan (yaklaşık M.Ö 3200 yıllarına denk geliyor. )  arkadaşım Damla erasmusla İtalya'ya gitti. Yes, tahmin ettiğiniz üzere ben de onun yanına gittim accık gezeyim diye. (Lükse bakar mısın?) ( Kalacak yer beleşti ondan gittim...........)

Güzelliğim kıskanılmasın diye yüzümü kapattım demek isterdim ama siz korkmayın diye kapattım. İlk fotoğraf aklınızda hala değil mi?  Bu arada arkamdaki muhteşem yapının adı DUOMO. 

Gezim inanılmaz ekşınlı başladı. Malpensa havaalanında indim. Tren bileti aldığım gişedeki kadın bileti bana sattıktan sonra "2 dk sonra tren kalkıyor" dedi. Ben zaten evhamlı bir insanım. Kalbim sıkıştı. Neyse ki yetiştim trene. İstikamet " MİLANO CENTRALE" !

Milano

Milano'da tren garında indim. Yaklaşık 1 saat sürdü yol. Damla'yla burda buluşacağız diye kararlaştırmıştık. Yurtdışı tarifem olmadığı için internetim yok. Mcdonalds ı bulup oranın internetini kullanacaktım. Sonra da Damla'ya haber verecektim geldim diye. 


Teyzeleri tanımıyorum.

Ama planladığım gibi olmadı. Mcdonalds ı buldum. İnternetine bağlanırken benden italyaya ait bir telefon numarası istedi. Damla'nın numarasını girdim ama daha önce bağlandığı için şifre istedi. İşte o an beni bi ter bastı. Ordaki çalışanlardan yardım istedim "arkadaşıma mesaj atmam lazım" dedim ama hiçbiri yardımcı olmadı. 

Mcdonaldstan çıkıp birkaç tane daha mağazaya girip yardımcı olmalarını istedim ama olmadılar. En son Collezione mağazasına girdim ve kasadaki kızdan yardım istedim. Elimde çekçekli bavul falan telaş içindeyim ama yüzüm kıpkırmızı oldu korkudan.  Her şey normaldi sonra mağaza müdürü kadın geldi ve resmen beni ittirerek İtalyanca bir şeyler söyleyip mağazadan çıkmamı istedi. Nasıl sinirlendim nasıl zoruma gitti anlatamam.

Tekrar Mcdonaldsa dönüp ordaki gençlerden yardım istemek geldi aklıma. Yürüyen merdivenlere çıktım. Bu arada Damla'yla buluşacağımız saatin üstünden bir saat geçti. Yürüyen merdivenlerin çıkış yerindeyken iniş kısmından biri kolumdna tuttu. Bir baktım ki DAMLA!

Ters yönde koşarak çıktı o da hemen sarıldık. O koca istasyonda karşılaşmamız o kadar düşük bir ihtimaldi ki... Benim sinirlerim çok kötü olmuştu hemen ağladım zaten Damla'ya sarılınca. 

Bildiğiniz içli köfte

Neyse bu acıklı kısımları geçelim. Sağ salim Milano'ya geldikten sonra önce nerde fotoğraf çekinmem gerekiyorsa orda fotoğraf çekindim. Veeee değişik tatlar denemeyi sevdiğim için açılışı üstteki fotoğraftaki yiyecekle yaptım. Bayağı bayağı içli köfte gibi. Sadece içinde et yok ve tadı yavan.


Üstteki tatlıların olduğu yer çok ünlü. Bayağı da müşterisi vardı. Adını hatırlamıyorum ama "Milano'da ne yenir?" diye aratınca direkt burası çıkıyor karşınıza. Ama buranın tatlısı meşhur değil.


Buranın domatesli pişi gibi olan üstteki yiyeceği meşhur.  Değişik bir tadı yok dediğim gibi ama adettendir yemeden gelinmez.

Sıcak şarap

Gezdik gezdik ve "pişilerimizi" yemek için bir banka oturup birbirinden şık insanları izlemeye başladık. Gerçekten de herkes çok şık bu şehirde. 

İtalya'da bir yerde oturup yemek yemek isterseniz (istemeyin) oturma parası, servis parası vs. alıyorlar. O yüzden herkes yemeğini alıp banklara oturup yiyor. Sosyalleşmek için güzel bence.


Üstteki fotoğrafı da açıklayacağım durun! Biz Damla'yla o akşam Venedik'e geçecektik. Venedik'te kalacağımız motelin parasını falan ödedik. Dönüş biletimiz de var ama gidiş bileti bulamadık bir türlü. En son bla bla car uygulamasından Venedik'e giden birinin arabasında yer olduğunu görüp satın aldık. 

Damla rahattı, daha önce bla bla carı kullanmış ama ben her an panik atak geçirmeye hazır olduğum için kafamda türlü senaryolar kuruyorum. Bu adam bizi kaçırcak öldürecek vs.

Neyse adamla buluştuk yanında kız arkadaşı da vardı. Biraz rahatladım. Arka koltukta bizden başka bir de nine vardı iyice rahatladım. Bindik arabaya.


Şarkı değişsin! Ahahah bu şarkı çok dolandı ağzıma bu aralar.


Bizim nine dediğimiz kadın aslında gençmiş. Biz onu yaşlı sanmıştık... Allahım bir çenesi var öldürdü bizi 4 saat boyunca arabada. Üçü de italyan olduğu için biz Damla'yla Türkçe sövdük paso kadına. Bi susmadın be kadın!

Motel odamız

Neyse, Venedik'e adım attık. Burası da çok komik çünkü Venedik o kadar karışık ki. Damla'nın telefonundan motelin yerine bakıp ilerliyoruz çünkü onda internet var bende yok. Sonra Damla'nın şarjı bitti asdfgh. Tüm sokaklar birbirine benziyor ve gece saat 1! Sokakta soracağımız adam yok doğru düzgün ayrıca donduk. 

Bir tane kadına haritalarını kullanabilir miyiz diye sorduk. Kadıncağız inanılmaz sarhoşmuş meğerse. Motelin adını yazana kadar 10 dk geçti. Biz de kadının yanında dura dura onun alkol kokusuyla sarhoş olduk. Neyse ki bu abla sayesinde motelimizi de bulduk. Böyle bir çırpıda yazdım ama moteli bulmamız tam 2 saat sürdü. 

Motelimizin korkunçlu manzarası

Oda gayet temizdi, bedava internet vardı. Hatta içinde kahvaltılıklar olan mutfağımız bile vardı. Çok uygun bir fiyata almıştık, bu imkanlar bizi şaşırttı. 



Ertesi gün süslendim püslendim ve Venedik'i gezmeye çıktım.


Gondola binecektik... BİNEMEDİK. Kişi başı 80 euroymuş.  Binenleri izledik...

Damla&ben

Yazının başından beri bahsettiğim Damla işte yanımdaki güzellik! Donuyoz fotoğrafta da.


Damla burda çok güzel çıkmış o yüzden koymam lazımdı.

Venedik

Venedik

Venedik


Venedik sakinleriyle hemen kaynaştım.

Bu şarkıya geçiniz.



İş makinasını da fotoğrafı buraya atarken gördüm.

Bu arada bu şehirde arabayla gezmek yasak. Yasak olmasa bile mümkün değil zaten. Çünkü sürekli kanallardan ve köprülerden oluşuyor. Adım başı köprü. Ne yazık ki çoğu köprüde de engelliler için düz yol yok. Sanıyorum ki şehrin mimarisine zarar vermemek için merdivenleri bozmuyorlar. Ama üzücü bir durum bu eksiklik.

Venedik


Çoğu binanın dış kısmında Hz. İsa'ya sunulmuş böyle küçük pencereler vardı. İçinde çiçekler, mumlar..


Venedik maskeleriyle ünlü bir şehir. Klasik blogger tabiriyle " görür görmez kaptım bu maskeyi" demek istesem de öyle olmadı. En ucuzunu bulana kadar almadım. :D Bu da 10 euroydu. Siz düşünün artık diğerlerini...


Bu fotoğrafa baktıktan sonra bir de yazının başındaki ilk fotoğrafa bakın. 
<3 Yaşasın photoshop! <3



Venedik


Sevgili Tom Cruise ile "scientology " üzerine konuşurken çekilen bir fotoğrafım.

Maske dükkanları 1

Maske dükkanları 2


Da Vinci'nin makinelerinin sergilendiği müze. 

Maske Dükkanları 3

Maske Dükkanları 4

Şarkı değişsiiiiiinnn!



Venedik'te bir restoran


Eeee İtalya'ya gidip de pizza yemesem olmazdı. Tadı kötü diyemem ama hala benim için annemin yaptığı ev pizzası zirvededir.


Bir diğeri de tiramisu! Bana çok tatlı geldi bunu çok beğenmemiştim ama bi tane daha yedim sonra o bayağı güzeldi. Aşağılarda göstereceğim.

Damla'nın yurdu.
O günün akşamında çok yorgun bir şekilde Torino'ya geldik. Damla'nın oda arkadaşı bizim için pilav ve patlıcan yemeği yapmıştı. Hepsini gömdük. Ellerine sağlık tekrardan Nur!


Ertesi gün Torino'yu gezmek için hazırdım.



Attık kendimizi sokaklara. Rehberim Damla çünkü kendisi Torino'da yaşıyor. Gezerken yemek için patates aldık. Patates aldığımız yerde kasadaki arkadaş bize asıldı. İkimize birden hem de. :D Güldük geçtik. 
Normalde saçlarım kıvırcık değil. Bu şekilde.

Torino

Sephora'ya uğramadan olmazdı. :D


YASAL UYARI: Bundan sonraki 6 fotoğrafa açken bakmayın.

Torino

Birazdan göreceğiniz tüm tatlıların sorumlusu....



 
 

Ben tüm o tatlılar arasından tiramisu tercih ettim. Venedik'te yediğime oranla daha güzeldi.

Eğer yolunuz Torino'ya düşerse bu tatlıdan YEMEYİN. İnek kokuyordu.

Tiramisumu hüpletirken manzaram böyleydi.

Şarkı değiştir.


Torino


Bu fotoğrafı çekerken arkamda ayrı bir cennet vardı.


İşte bu!



Şehri gezerken kafanız hep yukarılarda oluyor. Mimarı insanı resmen büyülüyor.


Burası sinema müzesiymiş.İçine girmedim.


Hava şartlarını düşününce şanssız bir zamanda gittim ama yılbaşına yakın bir zaman olduğu için de şanslıydım. Her şehirde yeni yıl ruhunu hissettim. Mesela bu da şehir merkezindeki yılbaşı pazarıydı. Yiyecek, hediyelik eşya vs. satılıyordu.


Gözleri kalpli sarı kafa emojisi lazım buraya.


Akşam Damla'nın yurdunda yeni yıl partisi var dediler. Bi gittik, mazara bu. Çocuklar vardı bir sürü. Damla bile kim olduklarını bilmiyordu.




Bunu da koymak istedim. Yakından bakın fotoğrafa... Ayaklı mayaklı koymuşlar tavuğu. Çok ilginç geldi bana.

Birkaç tane de bira göstereyim değişikli. :D


İtalya'nın Bomontisi desem olur herhalde. Damla en çok bu birayı seviyormuş. Denedim içimi yumuşaktı. 


 

Beck's in limonlusu Türkiye'de var mı bilmiyorum ama herhangi bir biraya limon sıkıp aynı tadı elde edebilirsiniz.

Bunun kabı hoşuma gittiği için almıştım. Meğerse karanfilliymiş... Hayatta en nefret ettiğim şeylerden birisi karanfil kokusudur. -_- İçmedim.





Benim yazım bu kadardı gençler. Milano, Venedik, Torino... Sadece bu üç şehri gezdim. İtalya'nın daha gezilecek 50586 tane daha şehri vardır. İlerde maddi durumum ve sağlığım el verirse İtalya'ya bir daha gitmek ve bunun haricinde daha bir sürü ülke gezmek istiyorum.

Gezi yazımı sevdiniz mi doğru söyleyin bak çok kızarım he. Eğer sevdiyseniz 1,5 sene önce gittiğim orta avrupa turumu da yazarım isterseniz.Ne dersiniz?

Cevabınızı yorumlara ya da İnstagram hesabıma yazabilirsiniz. 

HOŞÇAKALIN!