24 Şubat 2017 Cuma

Isana 7 bitkili şampuan ve Isana boyalı saçlar için saç kremi



Herkese merhaba gencolar! Hayvanlar üzerinde deney yapmayan şampuan arayışındayken kendimi Rossmann'da buldum.Isana sevdiğimiz bi abimiz olduğu için şampuanını ve saç kremini de denemek istedim. 

Öncelikle isana hayvan testi yapmayan bir marka ve 10 liradan ucuza şampuan alamadığımız bu devirde ben bunların tanesini 5 liraya aldım. Her gün yıkanan bir insan olarak şampuanı içer gibi kullanan bünyeme ilaç gibi geldi bu fiyat. Ama bakalım beşer lira verip aldığım ürünler saçlarıma ne gibi etkiler yaptı?

1) Isana 7 Bitkili Şampuan



Ben bunu ilk aldığımda çok çılgın bir grip hastalığıyla baş ediyordum. Yaklaşık 2 hafta burnum tıkalı dolaştım. 2 hafta sonra duşta kokusunu alınca baygınlık geçirecektim nerdeyse. Hayatta hiç haz etmediğim TÜTÜN KOLONYASI gibi kokuyordu şampuan. Bu acı gerçekle yüzleşince burnumu kapatarak şampuanı kullanmaya devam ettim. Her şey sizler için canlarım...

Kokusunu bir kenara bırakacak olursak. Benim saçlarım çabuk yağlanıyor. Bu yüzden her gün duş alıyorum. Ama bu şampuan sanki Lush'ın big sampuanıymışçasına 2 gün idare etmemi sağladı. Yani saçları kurutuyor gençler. O yüzden kepek promlemi olanlar sakın bu şampuanı kullanma hatasına düşmesin. 

Nedir bu 7 bitki? 
    • Adaçayı
    • Biberiye
    • Papatya
    • Melisa
    • Isırgan otu
    • Öksürük otu
    • Atkuyruğu

Bu kadar güzel otları bir araya toplayıp da nasıl tütün kolonyası gibi kokmayı başarmış aklım almadı. Şimdi bu bitkilerin teker teker saçtaki faydalarına bakalım.

Adaçayı: Saça canlılık verip, saç derisinin yumuşatıp saçın sağlıklı çıkmasını sağlıyormuş.
Biberiye: Saç dökülmesini azaltıyormuş.
Papatya: Kepeği önlüyormuş.(Tekrar söyleyeyim saçları çok kurutuyor. Kepek sorunu olanların kullanmasını mantıklı bulmuyorum.  "5 lira verip denerim nolceeek" derseniz de bana yazın sonuçları. Yazıyı güncellerim. )
Isırganotu: Saçın geç yağlanmasını sağlıyormuş.
Atkuyruğu: Saç uzamasını hızlandırıyormuş 


Bu sampuan saçıma herhangi bir hacim ya da parlaklık vermedi ama krem kullanmadığımda bile kolay tarama sağladı ve yumuşacık yaptı.

Saçlarımın çılgınlar gibi döküldüğü bir dönemde kullanmıştım. Ne yazık ki saç dökülmeme hiçbir faydası olmadı. Ben de "ehh yeter be" dedim ve gidip beş parmak kestirdim saçlarımın uçlarını. Daha sonra kestirmenin de etkisiyle kullandığım başka bir şampuan sayesinde dökülmelerim çok azaldı ama bu başka bir yazının konusu. :D


2) Isana Boyalı Saçlar İçin Saç Kremi






Saçlarımı en son 5-6 ay önce boyamama rağmen gittim ve bunu aldım. Boya saçlarımdan tamamen akmıştı zaten ama annemle ortak kullandığımız için saç kremlerini, hayırlı bir evlat olarak annemi düşünerek aldım ben de. :D

Benim saçlarımda ekstra bir yumuşaklık, ne bileyim efendim tararken tel tel saçlarımı açma etkisi olmadı bunun. Duştayken her şey çok güzel, ipek gibi saçalrım elime geliyor. Duştan çıkı havluyla saçlarımın nemini alınca ve tarama aşamasına geçinde öyle ahım şahım bir etkisini görmedim. Üstteki şampuan tek başına tek tek açıyor saçlarımı ama bunu kullanınca tüm büyü yok oluyor... -_-

Ama durun! ANNEM BU KREME BAYILDI. Ben kalın telli, balta girmemiş ormandan hallice ve dalgalı ve çabuk yağlanan saçlara sahibim. Annem de tam tersi; seyrek, ince telli, kıvırcık, kuru ve kızıl saçlara sahip. Annemin saçlarını yumuşatıp , kolay taramasını sağladı. O kıvırcık saçları açtı bu krem, öyle söyleyeyim size. 

Bu iki ürün de silikon ve paraben içermiyor. Şampuanı çok beğenmeme rağmen kokusu yüzünden tekrar almayacağım. Saç kemini de annem alsın artık, bizim frekansımız tutmadı. Isana ürünlerini Rossmann'larda bulabilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. "Bu kız napıyor, bloga pek uğramıyor." diyenler için instagram adresimi bırakayım şuraya. Burda daha aktif olamaya çalışacağım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzereeeeee!

2 Şubat 2017 Perşembe

Atelier Rebul Cilt Bakım Ürünleri İncelemesi

  


   Merhabaaa! Cilt bakımıma çılgınlar gibi önem verip çoğu zaman istediği sonucu elde edemeyen bir insanımdır. Doktor kontrolü dışında bir şey kullanmayı pek sevmiyorum. Kafama göre aldığım yüz yıkama jelim ve nemlendirici kremim hakkında dehşetül vahşet yorumlar okuyunca yeni arayışlara girmiştim ki Atelier Rebul'dan bu kargo geldi. 


Kutunun içinde canlandırıcı temizleme köpüğü, nemlendirici yüz maskesi,canlandırıcı tonik,göz çevresi bakım kremi, nem serumu , peeling testerı ve çeşitli parfüm, kolonya testerları vardı. Make dışında tüm cilt bakım ürünlerini denedim ve hala kullanıyorum. 
Atelier Rebul eczane menşeli bir marka olduğu için benim gibi pinpirikli bir insanı biraz olsun rahatlattı. Doktoruma danışmadan kullandığım için kendimi kötü hissediyordum ama korktuğum gibi bir şey olmadı. Çok konuştum yine.
Bu zamana kadar bendeki etkilerini anlatmaya başlayayım. (Cildim karma, aknelenmeye ve lekelenmeye meyilli sorunlu bir cilt bu arada.)


Canlandırıcı Tonik

1) Canlandırıcı Tonik: İçlerinden eeeen sevdiğim üstteki canlandırıcı tonik oldu. Nemlendiricim bitmeden önce Ceredolin'in su bazlısını kullanıyordum. Sonra o bitince tekrar dünyanın arasını veremedim ve gittim Neutrogena'nın yağsız greyfurtlu nemlendiricisini almıştım. İnternette okuduğum korkunçlu yorumlar ve çevremde kullanan insanlardan duyduğum " kapalı komedon yapıyor." cümlesinden sonra hayatına el kremi olarak devam etmeye başladı. Yine nemlendiricisiz kalmıştım. 

Canlandırıcı Tonik


Benim nemlendiriciden beklentilerim; cildimi canlandırsın, kurulukları alsın, sağlıklı bir görüntü versin. Bu tonik ise bana gözenekleri sıkılaştırmayı, fazla yağı almayı, cildi temizlemeyi ve canlandırmayı vadediyor. Açıkçası gözenek problemim olmadığı için o konuda bir yararını görmedim ama diğer her şeyi yerine getiriyor. Ben bunu sabah uyanınca yüzümü temizledikten sonra 2 pıs yapıyorum ve inaın gün içinde yüzüme verdiği nem yetiyor. Hatta yazın buz dolabına koyup bir çılgınlık yaparım. Kısacası bitince tekrar alacağım.

Ferah bir kokusu var diyebilirim.



 Canlandırcı Temizleme Köpüğü

2) Canlandırcı Temizleme Köpüğü: Daha önce niveanın temizleme köpüğü kullanıp aşık olmuştum ama sonra niveanın kıllanma yaptığını öğrendim ve eski sevgili kategorisine soktum kendisini. Bu köpüğü sabah akşam kullanıyorum. Bir pompa tüm yüzü temizlemeye yetiyor. Önce yüzümü ıslatıp sonra köpükle ovuyorum. Makyajım varsa gözlerimi kapatıp göz kapaklarımı da güzelce temizliyorum. En son suyla yıkayıp kuruluyorum.   



 Canlandırcı Temizleme Köpüğü

Yine normal ve karma ciltler için olan bir ürün. Genelde bu tarz ürünler uygulandıktan sonra ciltte gergin bir his bırakır ama bunda öyle bir şey olmuyor. Gayet temiz ve yumuşak hissediyorsunuz.



Nemlendirici Yüz maskesi

3) Nemlendirici Yüz Maskesi: Bunu kullanmadım işte. Üstünde kuru ve nemsiz ciltler için olduğu yazıyordu. O yüzden annemi denek olarak kullanıp bu yazıyı güncellerim sonra. :D

Nemlendirici Yüz Maskesi

Kızarıklıkları gidermeyi, cildi nemlendirmeyi, alerjik ciltleri yatıştırmayı vadediyormuş. Özellikle kızarıklık kısmı çok ilgimi çekti. Annemin cildi inanılmaz kuru ve kızarıklıkları fazla. En kısa zamanda onda deniciim. 

Bu ürünün diğerlerinden farklı olarak değişik bir kokusu var. Kesinlikle güzel değil. İlaç gibi. Koku hassasiyeti olanlar denemeden almasın. 


Anti-Aging Göz Çevresi Bakım Kremi

4) Anti-Aging Göz Çevresi Bakım Kremi: Bu benim hayatımda kullandığım ikinci göz kremim. İlkinin pek bir etkisini görememiştim. Göz çevrem inanılmaz kuru. Açıkçası göz kreminden tek beklentim biraz olsun nem.

Anti-Aging Göz çevresi bakım kremi

Ben bunu her gece yatmadan önce kullanıyorum ve şu an yazıyı yazarken " acaba sabah da mı kullansam" dedim kendi kendime. En iyisi sabah da kullanayım. Hayatımdaki yeni değişiklik vatana millete hayırlı olsun sdfgh. Göz pınarlarımın altı dışında öyle büyük bir morluk problemim yok. O yüzden koyu halkalardaki etkisi için ne yazık ki yorum yapamayacağım. Nemlendirmesi diğer kullandığım himalaya kreme göre kat be kat daha iyi. En azından sabahları kupkuru göz altlarıyla uyanmıyorum. Dediğim gibi ürünü kullanmaya başlayalı daha bir ay bile olmadı. Ürün bitince tekrar yazacağım bunun hakkında. 

Pompalı amlajı kullanım için kolaylık sağlıyor. Diğer ürünler gibi bu da paraben içermiyor. Oyun hamuru gibi kokuyor... Kalıcı bir koku değil ama sürerken burnunuzu tıkayın gençler.


nem serumu

5) Nem Serumu :  Yine sadece gece yatarken temizlenmiş cilde kullandığım bir ürün. Benım bunu kullanma amacım kırışıklı önlemeden ziyade hücre yenileme özelliğinden dolayı lekeleri azaltmak. 

Nem serumu

Her gece bir damlalık kadar ürünü yüzüme sürüp elimle dağıtıyorum. Su gibi bir yapısı var. Yüzümün nefes aldığını hissediyorum bunu kullanınca. Canım benim. <3<3<3<3 Canlandırıcı tonikten sonraki en büyük aşkım bu. 

Nem serumu

Kırışıklık azaltmayı, nem vermeyi, canlı görünüm kazandırmayı vadediyor. (Sanki şu an burda olan kimsenin okuma yazması yokmuş gibi arkada yazanları tekrar yazıyorum asdf.)  Lekeler için henüz gözle görülür bir etkisini görmedim. Dediğim gibi zaten ürünün öyle bir iddiası yok. Yüzümü yağlandırmadan nem verdiği için ve sabah gri bir yüzle uyanmadığım için sevdim. 

Sevmemdeki bir diğer etmen de tabi ki şişesinin damlalıklı olması. Bana bir artısı yok ama diğerlerinden değişik olması hoşuma gidiyor. :D





6) Parfümler ve Kolonyalar: Bir kolonya ne kadar kalıcı olabilir ki derken bana lafımı yutturdular. Özellikle Lemongrass&Honey adlı kolonya nedir öyle ya... Elimdeki 50586 tane parfüm ve vücut spreyi bitince önümüzdeki 10 sene içinde bu arkadaşı satın almayı planlıyorum. Parfümlerden de Black Orchid'in kokusunu beğendim en çok.

7) Derinlemesine Temizleyici Peeling: Kutudan tester olarak çıkan bir diğer ürün de buydu. Fotoğrafı yok ne yazık ki. Testerı 3 kez kullanabilme imkanım oldu. Çok minik ve sert taneckleri var. Çok bastırmamak lazım çünkü yüzü çizebilir. Üç kez kullandığım için ne desem olmayacak şimdi. Peeling görevini yerine getiriyor ama dahasını bilemem. İçinde kayısı çekirdeği yağı varmış bu arada. Bu da cildi nemlendiriyormuş. 



Benim düşünecelerim şimdilik bu kadar. Kullanmaya devam ettiğim için bu yazıyı ilerde güncellerim diye düşünüyorum. İlk defa atarlanmadan bir yazı yazdım. Atelier Rebul farkı işte. :D Heyt beee! Bana sakin sakin yazı yazdırdı. :D

"İlla internetten mi alıcaz?" diyenler için instagram sayfalarındaki yazıyı aynen kopyalayıp utanmadan yapıştırıyorum. "Akasya | Ankamall | Armada | Capacity | Cevahir | Kanyon | Korupark | Mavibahçe | Palladium | Suadiye | Zorlu Center "

Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Bana yorumlardan ya da instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz. Hoşçakalıınn!!!





9 Ocak 2017 Pazartesi

İtalya Gezim (Milano-Venedik-Torino)



Tabi ki yazının başına hayatım boyunca en guzel çıktığım fotoğrafımı koyacağım. Shop üstüne shop yaptım bu foroğrafa. Blogumun anasayfasına da mı koysam napsam asdf. 

Baştan uyarayım bayağı uzun bir yazı olacak. O yüzden yer yer size yazıyı okurken dinlemeniz için şarkılar bırakiciim. 


Bununla başlayalım. 


Not: Bu kesinlikle bir gezi/öneri yazısı değildir. Özetle içeriği " ben naptım, neler yedim, başımdan neler geçti ve kendi çektiğim fotoğraflar."


Seyahate çıkan her insan gibi ilk iş olarak uçaktan bulutların fotoğrafını çekip snapchatte paylaştım.


Bu arada İtalya'ya neden gittim onu da açıklayayım. Benim teee ilkokuldan (yaklaşık M.Ö 3200 yıllarına denk geliyor. )  arkadaşım Damla erasmusla İtalya'ya gitti. Yes, tahmin ettiğiniz üzere ben de onun yanına gittim accık gezeyim diye. (Lükse bakar mısın?) ( Kalacak yer beleşti ondan gittim...........)

Güzelliğim kıskanılmasın diye yüzümü kapattım demek isterdim ama siz korkmayın diye kapattım. İlk fotoğraf aklınızda hala değil mi?  Bu arada arkamdaki muhteşem yapının adı DUOMO. 

Gezim inanılmaz ekşınlı başladı. Malpensa havaalanında indim. Tren bileti aldığım gişedeki kadın bileti bana sattıktan sonra "2 dk sonra tren kalkıyor" dedi. Ben zaten evhamlı bir insanım. Kalbim sıkıştı. Neyse ki yetiştim trene. İstikamet " MİLANO CENTRALE" !

Milano

Milano'da tren garında indim. Yaklaşık 1 saat sürdü yol. Damla'yla burda buluşacağız diye kararlaştırmıştık. Yurtdışı tarifem olmadığı için internetim yok. Mcdonalds ı bulup oranın internetini kullanacaktım. Sonra da Damla'ya haber verecektim geldim diye. 


Teyzeleri tanımıyorum.

Ama planladığım gibi olmadı. Mcdonalds ı buldum. İnternetine bağlanırken benden italyaya ait bir telefon numarası istedi. Damla'nın numarasını girdim ama daha önce bağlandığı için şifre istedi. İşte o an beni bi ter bastı. Ordaki çalışanlardan yardım istedim "arkadaşıma mesaj atmam lazım" dedim ama hiçbiri yardımcı olmadı. 

Mcdonaldstan çıkıp birkaç tane daha mağazaya girip yardımcı olmalarını istedim ama olmadılar. En son Collezione mağazasına girdim ve kasadaki kızdan yardım istedim. Elimde çekçekli bavul falan telaş içindeyim ama yüzüm kıpkırmızı oldu korkudan.  Her şey normaldi sonra mağaza müdürü kadın geldi ve resmen beni ittirerek İtalyanca bir şeyler söyleyip mağazadan çıkmamı istedi. Nasıl sinirlendim nasıl zoruma gitti anlatamam.

Tekrar Mcdonaldsa dönüp ordaki gençlerden yardım istemek geldi aklıma. Yürüyen merdivenlere çıktım. Bu arada Damla'yla buluşacağımız saatin üstünden bir saat geçti. Yürüyen merdivenlerin çıkış yerindeyken iniş kısmından biri kolumdna tuttu. Bir baktım ki DAMLA!

Ters yönde koşarak çıktı o da hemen sarıldık. O koca istasyonda karşılaşmamız o kadar düşük bir ihtimaldi ki... Benim sinirlerim çok kötü olmuştu hemen ağladım zaten Damla'ya sarılınca. 

Bildiğiniz içli köfte

Neyse bu acıklı kısımları geçelim. Sağ salim Milano'ya geldikten sonra önce nerde fotoğraf çekinmem gerekiyorsa orda fotoğraf çekindim. Veeee değişik tatlar denemeyi sevdiğim için açılışı üstteki fotoğraftaki yiyecekle yaptım. Bayağı bayağı içli köfte gibi. Sadece içinde et yok ve tadı yavan.


Üstteki tatlıların olduğu yer çok ünlü. Bayağı da müşterisi vardı. Adını hatırlamıyorum ama "Milano'da ne yenir?" diye aratınca direkt burası çıkıyor karşınıza. Ama buranın tatlısı meşhur değil.


Buranın domatesli pişi gibi olan üstteki yiyeceği meşhur.  Değişik bir tadı yok dediğim gibi ama adettendir yemeden gelinmez.

Sıcak şarap

Gezdik gezdik ve "pişilerimizi" yemek için bir banka oturup birbirinden şık insanları izlemeye başladık. Gerçekten de herkes çok şık bu şehirde. 

İtalya'da bir yerde oturup yemek yemek isterseniz (istemeyin) oturma parası, servis parası vs. alıyorlar. O yüzden herkes yemeğini alıp banklara oturup yiyor. Sosyalleşmek için güzel bence.


Üstteki fotoğrafı da açıklayacağım durun! Biz Damla'yla o akşam Venedik'e geçecektik. Venedik'te kalacağımız motelin parasını falan ödedik. Dönüş biletimiz de var ama gidiş bileti bulamadık bir türlü. En son bla bla car uygulamasından Venedik'e giden birinin arabasında yer olduğunu görüp satın aldık. 

Damla rahattı, daha önce bla bla carı kullanmış ama ben her an panik atak geçirmeye hazır olduğum için kafamda türlü senaryolar kuruyorum. Bu adam bizi kaçırcak öldürecek vs.

Neyse adamla buluştuk yanında kız arkadaşı da vardı. Biraz rahatladım. Arka koltukta bizden başka bir de nine vardı iyice rahatladım. Bindik arabaya.


Şarkı değişsin! Ahahah bu şarkı çok dolandı ağzıma bu aralar.


Bizim nine dediğimiz kadın aslında gençmiş. Biz onu yaşlı sanmıştık... Allahım bir çenesi var öldürdü bizi 4 saat boyunca arabada. Üçü de italyan olduğu için biz Damla'yla Türkçe sövdük paso kadına. Bi susmadın be kadın!

Motel odamız

Neyse, Venedik'e adım attık. Burası da çok komik çünkü Venedik o kadar karışık ki. Damla'nın telefonundan motelin yerine bakıp ilerliyoruz çünkü onda internet var bende yok. Sonra Damla'nın şarjı bitti asdfgh. Tüm sokaklar birbirine benziyor ve gece saat 1! Sokakta soracağımız adam yok doğru düzgün ayrıca donduk. 

Bir tane kadına haritalarını kullanabilir miyiz diye sorduk. Kadıncağız inanılmaz sarhoşmuş meğerse. Motelin adını yazana kadar 10 dk geçti. Biz de kadının yanında dura dura onun alkol kokusuyla sarhoş olduk. Neyse ki bu abla sayesinde motelimizi de bulduk. Böyle bir çırpıda yazdım ama moteli bulmamız tam 2 saat sürdü. 

Motelimizin korkunçlu manzarası

Oda gayet temizdi, bedava internet vardı. Hatta içinde kahvaltılıklar olan mutfağımız bile vardı. Çok uygun bir fiyata almıştık, bu imkanlar bizi şaşırttı. 



Ertesi gün süslendim püslendim ve Venedik'i gezmeye çıktım.


Gondola binecektik... BİNEMEDİK. Kişi başı 80 euroymuş.  Binenleri izledik...

Damla&ben

Yazının başından beri bahsettiğim Damla işte yanımdaki güzellik! Donuyoz fotoğrafta da.


Damla burda çok güzel çıkmış o yüzden koymam lazımdı.

Venedik

Venedik

Venedik


Venedik sakinleriyle hemen kaynaştım.

Bu şarkıya geçiniz.



İş makinasını da fotoğrafı buraya atarken gördüm.

Bu arada bu şehirde arabayla gezmek yasak. Yasak olmasa bile mümkün değil zaten. Çünkü sürekli kanallardan ve köprülerden oluşuyor. Adım başı köprü. Ne yazık ki çoğu köprüde de engelliler için düz yol yok. Sanıyorum ki şehrin mimarisine zarar vermemek için merdivenleri bozmuyorlar. Ama üzücü bir durum bu eksiklik.

Venedik


Çoğu binanın dış kısmında Hz. İsa'ya sunulmuş böyle küçük pencereler vardı. İçinde çiçekler, mumlar..


Venedik maskeleriyle ünlü bir şehir. Klasik blogger tabiriyle " görür görmez kaptım bu maskeyi" demek istesem de öyle olmadı. En ucuzunu bulana kadar almadım. :D Bu da 10 euroydu. Siz düşünün artık diğerlerini...


Bu fotoğrafa baktıktan sonra bir de yazının başındaki ilk fotoğrafa bakın. 
<3 Yaşasın photoshop! <3



Venedik


Sevgili Tom Cruise ile "scientology " üzerine konuşurken çekilen bir fotoğrafım.

Maske dükkanları 1

Maske dükkanları 2


Da Vinci'nin makinelerinin sergilendiği müze. 

Maske Dükkanları 3

Maske Dükkanları 4

Şarkı değişsiiiiiinnn!



Venedik'te bir restoran


Eeee İtalya'ya gidip de pizza yemesem olmazdı. Tadı kötü diyemem ama hala benim için annemin yaptığı ev pizzası zirvededir.


Bir diğeri de tiramisu! Bana çok tatlı geldi bunu çok beğenmemiştim ama bi tane daha yedim sonra o bayağı güzeldi. Aşağılarda göstereceğim.

Damla'nın yurdu.
O günün akşamında çok yorgun bir şekilde Torino'ya geldik. Damla'nın oda arkadaşı bizim için pilav ve patlıcan yemeği yapmıştı. Hepsini gömdük. Ellerine sağlık tekrardan Nur!


Ertesi gün Torino'yu gezmek için hazırdım.



Attık kendimizi sokaklara. Rehberim Damla çünkü kendisi Torino'da yaşıyor. Gezerken yemek için patates aldık. Patates aldığımız yerde kasadaki arkadaş bize asıldı. İkimize birden hem de. :D Güldük geçtik. 
Normalde saçlarım kıvırcık değil. Bu şekilde.

Torino

Sephora'ya uğramadan olmazdı. :D


YASAL UYARI: Bundan sonraki 6 fotoğrafa açken bakmayın.

Torino

Birazdan göreceğiniz tüm tatlıların sorumlusu....



 
 

Ben tüm o tatlılar arasından tiramisu tercih ettim. Venedik'te yediğime oranla daha güzeldi.

Eğer yolunuz Torino'ya düşerse bu tatlıdan YEMEYİN. İnek kokuyordu.

Tiramisumu hüpletirken manzaram böyleydi.

Şarkı değiştir.


Torino


Bu fotoğrafı çekerken arkamda ayrı bir cennet vardı.


İşte bu!



Şehri gezerken kafanız hep yukarılarda oluyor. Mimarı insanı resmen büyülüyor.


Burası sinema müzesiymiş.İçine girmedim.


Hava şartlarını düşününce şanssız bir zamanda gittim ama yılbaşına yakın bir zaman olduğu için de şanslıydım. Her şehirde yeni yıl ruhunu hissettim. Mesela bu da şehir merkezindeki yılbaşı pazarıydı. Yiyecek, hediyelik eşya vs. satılıyordu.


Gözleri kalpli sarı kafa emojisi lazım buraya.


Akşam Damla'nın yurdunda yeni yıl partisi var dediler. Bi gittik, mazara bu. Çocuklar vardı bir sürü. Damla bile kim olduklarını bilmiyordu.




Bunu da koymak istedim. Yakından bakın fotoğrafa... Ayaklı mayaklı koymuşlar tavuğu. Çok ilginç geldi bana.

Birkaç tane de bira göstereyim değişikli. :D


İtalya'nın Bomontisi desem olur herhalde. Damla en çok bu birayı seviyormuş. Denedim içimi yumuşaktı. 


 

Beck's in limonlusu Türkiye'de var mı bilmiyorum ama herhangi bir biraya limon sıkıp aynı tadı elde edebilirsiniz.

Bunun kabı hoşuma gittiği için almıştım. Meğerse karanfilliymiş... Hayatta en nefret ettiğim şeylerden birisi karanfil kokusudur. -_- İçmedim.





Benim yazım bu kadardı gençler. Milano, Venedik, Torino... Sadece bu üç şehri gezdim. İtalya'nın daha gezilecek 50586 tane daha şehri vardır. İlerde maddi durumum ve sağlığım el verirse İtalya'ya bir daha gitmek ve bunun haricinde daha bir sürü ülke gezmek istiyorum.

Gezi yazımı sevdiniz mi doğru söyleyin bak çok kızarım he. Eğer sevdiyseniz 1,5 sene önce gittiğim orta avrupa turumu da yazarım isterseniz.Ne dersiniz?

Cevabınızı yorumlara ya da İnstagram hesabıma yazabilirsiniz. 

HOŞÇAKALIN!